Mehmet Desde'nin Öyküsü

RaporlarTIHV sitesinden
Atla: kullan, ara

Konu başlıkları

Mehmet'lerin (Desde ve Bakır'ın) Tatili

44 yaşında olan Mehmet Desde 20 yıl Almanya'da kaldıktan sonra Alman vatandaşlığına geçme kararını verdi...

Mehmet Bakır 16 yaşından bu yana yaşadığı Almanya'dan Türkiye'ye tatil yapmak için gelmişti. 39 yaşında olan Mehmet Bakır Uluslararası Basın Kartı sahibiydi. Her yıl Türkiye'ye gelip Altınoluk'taki ailesini ziyaret ediyordu. Tatilinin bitmesine bir hafta kala Kuşadası'nı görmek için gitmişti. Otobüsle dönmek yerine Mehmet Desde onu araba ile götürecekti. Fakat Altınoluk'a kadar gidemediler.

44 yaşında olan Mehmet Desde 20 yıl Almanya'da kaldıktan sonra Alman vatandaşlığına geçme kararını verdi. Anne babası da Almanya'da idi, fakat emekliliklerini Türkiye'de geçirmeyi düşünüyorlardı. Oğlu Mehmet bunun için İzmir'de ev bulup kiralamıştı, ancak yerleşmeden babası Garip Desde 14 Haziran 2002 tarihinde vefat etti. 4 Haziran tarihinde Almanya'ya dönen Mehmet Desde babasının cenazesini Türkiye'ye getirerek 18 Haziran 2002 tarihinde Denizli'de defin etti, sonra annesiyle beraber babasının kırkını verdikten sonra Almanya'ya dönecekti. Dönüş için uçak biletlerini de almışlardı. Biraz dinlenmek için Kuşadası'nda kaldığı bir otelde Mehmet Bakır ile tanıştı.

Mehmet Bakır 16 yaşından bu yana yaşadığı Almanya'dan Türkiye'ye tatil yapmak için gelmişti. 39 yaşında olan Mehmet Bakır Uluslararası Basın Kartı sahibiydi. Her yıl Türkiye'ye gelip Altınoluk'taki ailesini ziyaret ediyordu. Tatilinin bitmesine bir hafta kala Kuşadası'nı görmek için gitmişti. Otobüsle dönmek yerine Mehmet Desde onu araba ile götürecekti. Fakat Altınoluk'a kadar gidemediler.

Kendisini hapisteki gazeteciler arasında saymayan Basın Konseyi'ne 20 Ekim 2003 tarihinde yazdığı açık mektubunda Mehmet Bakır başından geçenlerin bir kısmını şöyle anlatıyor:

9 Temmuz 2002'de İzmir'de gözaltına alındım, 4 gün işkenceli ve hakaretli, her türlü haktan yoksun bir sorgu sürecinden geçtim. Sonra 13 Temmuz 2002 günü DGM savcılığına çıkarıldım. 3. Asliye Hukuk Sorgu Hakimliği'nde "isnat edilen suçun niteliği ve delil yetersizliği"den serbest bırakıldım. 16 Temmuz 2002 tarihinde DGM savcısının karara itirazı sonucu hakkımda yeniden tutuklama kararı verilmiş. Bundan habersiz bir şekilde çalıştığım ve yaşadığım ülke olan Almanya'ya dönmek isterken İstanbul Atatürk Hava Limanı'nda pasaport kontrolünde hakkımda çıkarılan tutuklanma kararına dayanılarak ikinci kez (1 Ağustos 2002 tarihinde) gözaltına alınıp tutuklandım. Bir gece Vatan TEM şubesinde tutuldum ve İstanbul DGM tarafından tutuklanma kararı yerine getirilerek İzmir'e sevk edilinceye kadar Bayrampaşa Özel Tip Cezaevi'ne kondum. 10 gün kadar bu cezaevinde haktan ve hukuktan yoksun vaziyette "karantina" denen hücrelerin bulunduğu bir hücrede tutuldum. Bu hücrelerde değil insan, diğer canlıların bile kalmaması gerekir. Sonrasında hakkımı arayan dilekçem üzerine bir koğuşa lütfen götürüldüm. Ardından İzmir Kırıklar F-Tipi cezaevine nakledilmek üzere 2 bin kilometreyi aşkın yol kat ettim ve 13 kadar hapishaneye uğradıktan sonra 3 günlük bir seyahat sonrası nihayet F-tipi cezaevine kondum. Yolculuğun kendisi ayrı bir işkenceydi. 6 kişilik ring arabasındaki bir bölmede, ellerimiz kelepçeli halde 9 kişi konduk. Ben son bindirilenlerden olduğumdan, yolun yarı kısmını ve gece-gündüz olmak üzere ayakta geçirdim. Saatlerce aç, susuz bekletildiğimiz oldu. Araç yollarda durduğu sürede içerde havasız ortama tabi tutulduk. Tuvalet ihtiyaçları bile keyfi olarak engellendi. F-tipinde de ilk gün her türlü haktan yoksun halde "tecrit" adındaki hücrede tutuldum....

Mehmet Bakır gözaltında gördüğü işkence ve kötü muamele hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundu. Soruşturma (Ekim 2003 itibarıyla) devam ediyor.

Kuşadası'nın bir otelinde 6 aylık bir kesintiye uğrayan Mehmet Desde ile Mehmet Bakır' ın tatilleri İzmir DGM kararıyla süresiz uzatıldı. Ancak otel tutacak ve tatil yapacak paraları yok.

Adil olmayan bir Dava

9 ile 10 Temmuz 2002 tarihlerinde İzmir ve çevresinde 12 kişi (1'i 12 Temmuz tarihinde Denizli'de) gözaltına alınır. 13 Temmuz 2002 tarihinde sanıklar önce İzmir DGM Savcılığı'na ve oradan İzmir 3. Sulh Ceza Hakimliği'ne çıkartılır. Bir gün önceden İzmir Barosunun görevlendirdiği avukatlar Bozyaka Terörle Mücadele Şubesi'ne giderek gözaltında bulunan kişilerle görüşmek isterler.

9 ile 10 Temmuz 2002 tarihlerinde İzmir ve çevresinde 12 kişi (1'i 12 Temmuz tarihinde Denizli'de) gözaltına alınır. 13 Temmuz 2002 tarihinde sanıklar önce İzmir DGM Savcılığı'na ve oradan İzmir 3. Sulh Ceza Hakimliği'ne çıkartılır. Bir gün önceden İzmir Barosunun görevlendirdiği avukatlar Bozyaka Terörle Mücadele Şubesi'ne giderek gözaltında bulunan kişilerle görüşmek isterler. Avukatların gözaltında bulunan insanlarla görüşmelerine izin verilmez. Daha sonra avukatlar ancak hakim önünde sorgulanan sanıkların yanında bulunabilir. En az beş sanık hem savcı önünde, hem hakim karşısında işkence gördüklerini açıklar. Avukatlar da işkence izlerinin tespiti için Adli Tıbba sevk edilmelerini ister. Yargıç Erden Polatcan (işkence iddiaları karşısında ilgisiz kaldığı) "DGM Savcılığı'nın işidir" diyerek bu talebi reddeder. Alman vatandaşı Mehmet Desde, Maksut Karadağ ve Hüseyin Habib Taşkın tutuklanarak İzmir Kırıklar F-tipi cezaevine konulur.

İzmir DGM Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Mehmet Bakır, Şerafettin Parmak ve Metin Özgünay hakkında İzmir 3. Sulh Ceza Hakimliği'nin 2002/317 sorgu sayılı "tutuklama talebinin reddine" dair karara itiraz etmesi üzerine, İzmir DGM 2002/481 E sayılı 16.07.2002 tarihli müteferrik kararıyla, "Metin Özgünay'ın tutuklama isteminin reddine, Mehmet Bakır ve Şerafettin Parmak'ın ise tutuklanmalarına" karar verilir. Bu karar üzerine Şerafettin Parmak, 17.07.2002' de Denizli'de tutuklanarak Nazilli Cezaevine; Mehmet Bakır ise 02.08.2002' de tutuklanarak Bayrampaşa Cezaevine gönderilir.

İlk duruşma 24 Ekim 2002 tarihinde yapılır. DGM Cumhuriyet Savcısı 6 Eylül 2002 tarihli ve 2002/181 esas nolu iddianamesini okur ve "Bolşevik Parti-Kuzey Kürdistan/Türkiye" örgütüne üye oldukları iddiasıyla 5 sanık hakkında TCK 168/2 maddesine göre cezalandırılmalarını ister. Diğer sanıklar ise TCK 169 maddesinden cezalandırılma talebinde bulunur.

Bu arada DGM Başkanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü'ne bir yazı yazarak, adı geçen örgüt hakkında bilgi ister. Gelen cevabıda bu örgütün 1981 yılında kurulduğu ve şimdiye kadar 7 tane kuşlama ve trikleme eylemi yaptığı belirtilir. Bu kuşlama ve trikleme eyleminin 5 tanesi söz konusu bu dava kapsamında, İzmir Balçova' da yapıldığı söyleniyordu. Diğer iki kuşlama ise Bursa'da yapılmış. Silahlı ya da şiddet içeren bir eylem yoktu. "Suç unsuru" olan bildiri ve triklere bakılırsa şiddete çağrı yapan bir istem de yok.

Bundan ötürü daha ilk duruşmada mahkeme heyeti suç vasfının değişebileceğinden ek savunma hakkı verir. Beşinci duruşmada sevk maddesi 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası'nın 7/1,2 maddesine dönüşür. Tutuklu sanıklar 21 Ocak 2003 tarihinde tahliye olup yurtdışına çıkış yasağı konulur.

İzmir 1 No'lu DGM'de yargıç Galip Dinçer Cengiz başkanlığında yapılan duruşmalarda, kollukta ifade veren tüm sanıklar poliste alınan ifadelerini reddederler. Bir kısım sanık yapılan işkenceleri ayrıntılı olarak anlatır. İlk celsede bunları duyan Cumhuriyet Savcısı Burhan Yıldız bu iddialara karşı harekete geçmediği gibi DGM heyeti de sadece sanık ve vekilleri tarafından yapılan suç duyurularına karşı ileri ki tarihte verilecek olan takipsizlik kararları tutanağa geçmekle yetinir, bağımsız bir araştırmaya gerek görmeden polise verilen ifadeleri esas delil olarak kabul eder.

Türkiye'nin de taraf olduğu uluslar arası yasalara göre suç olan işkence ve kötü muameleyi görmezlikten gelen iddia makamı ile mahkeme heyeti CMUK 254/2 maddesine göre "soruşturma ve kovuşturma organlarının hukuka aykırı şekilde elde ettikleri ifadeler hükme esas alınamaz" kuralını da ihlal ederek "Sanıklardan Mehmet Desde'nin liderliğinde; Maksut Karadağ, Mehmet Bakır, Şerafettin Parmak ve Hüseyin Habib Taşkın'ın yasadışı örgütü kurdukları sabit olduğundan eylemlerine uyan 3713 sayılı yasanın 7/1-1. cümlesi gereği (TCK madde 59/2 gereği yapılan indirim ile) dört yıl ikişer ay ağır hapis ve 7.270.135.000.- TL ağır para cezası; diğer sanıklar Ergun Yıldırım, Ömer Güner ve Metin Özgünay hakkında da "yasadışı örgüte ve örgüt mensuplarına yardım ettikleri sabit olduğundan, 3713 sayılı yasanın madde 7/2 gereği 10 ay hapis ve 662.500.000.- TL ağır para cezası" ile cezalandırmaları yönünde 24 Temmuz 2003 tarihinde mahkumiyet kararı verir. Sanıklar Fatma Tufaner ve Hatice Karadağ hakkında mahkumiyete yeterli delil elde edilemediğinden beraat kararı verildi. Mehmet Desde ve Berlin'de serbest gazeteci olarak çalışan Mehmet Bakır hakkında yurtdışına çıkış yasağı konuldu ve işleri ile evleri olmadığı Türkiye'de kalmaya mecbur edildiler.

İşkence Davası

Mehmet Desde avukatı aracılığı ile iki kez İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'na işkence gördüğüne dair suç duyurusunda bulundu. İzmir-Bozyaka Terörle Mücadele Şubesi'nde gördüğü muamele hakkında şunları söyledi:

"Gözaltına aldıklarında yasal haklarımın ne olduğu bana söylenmedi. Aileme haber verme isteğim reddedildi. Avukat ile görüşme talebime olumsuz cevap verildi. Alman vatandaşı olmama rağmen, Alman Konsolosluğuna haber verme isteğim geri çevrildi.

Mehmet Desde avukatı aracılığı ile iki kez İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'na işkence gördüğüne dair suç duyurusunda bulundu. İzmir-Bozyaka Terörle Mücadele Şubesi'nde gördüğü muamele hakkında şunları söyledi: "Gözaltına aldıklarında yasal haklarımın ne olduğu bana söylenmedi. Aileme haber verme isteğim reddedildi. Avukat ile görüşme talebime olumsuz cevap verildi. Alman vatandaşı olmama rağmen, Alman Konsolosluğuna haber verme isteğim geri çevrildi.

Ben dört gün boyunca Terörle Mücadele Şubesinde fiziki ve psikolojik işkencelere maruz kaldım. Kuvvetli bir ışık altında havasız bir hücrede tutuldum. Aç ve uykusuz bırakıldım. Belli aralıklarla gözlerim bağlanarak sorgu odasına götürüldüm. Sorgu odasında dayak yedim, göğsüme, sırtıma ve kafama darbeler aldım. Bin bir çeşit küfür ve hakarete uğradım. Çırılçıplak soyularak hayalarım sıkıldı. Beni çırılçıplak zorla domaltarak tecavüz girişiminde bulundular. Şubede insan haklarının olmadığını, işkenceye ne kadar dayanıp dayanmayacağımı sordular. Beni kaybetme tehdidinde bulundular. 4 gün boyunca gördüğüm işkenceler sonucu sağlığım bozuldu."

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı sanık ve tanık beyanlarına başvurmadan sadece dosyadaki gözaltına alma ve bırakılma tarihindeki (9-11 ve 13 Temmuz 2002 tarihli) doktor raporları ve cezaevi tabipliğinin 22.07.2002 tarihli raporuna dayanarak, darp ve cebir izine rastlanmadığı belirtilerek görevliler hakkında iki ayrı takipsizlik kararı verdi. Bir üst mahkeme olan Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesi takipsizlik kararlarına yapılan itirazları reddetti.

Mehmet Desde ve avukatları söz konusu doktor raporlarının usule aykırı bir şekilde hazırlandığını Sağlık Bakanlığı'nın 20.09.2000 tarih ve 13243 sayılı "Adli Tabiplik Hizmetleri ve Adli Raporların Düzenlenmesi" hakkındaki genelgeye atıfta bulunarak izah ettiler. Adı geçen genelgenin, eki olan genel adli muayene raporunun doldurulması ile ilgili açıklamalar kısmında, ikinci madde "olayın tarihi, saati, olayın öyküsü ve muayene edilenin şikayetleri muayeneye gönderilenin kendi ifadesine göre aynen yazılmalıdır" denmektedir. Bunların hiç biri yazılmadı, hatta cezaevi doktorunun raporu "reçete" olarak düzenlendi. Genelgenin açıklamalar bölümü dördüncü maddesinde psişik semptomların rapora yazılması gerektiği belirtilmiştir. Cinsel saldırılara yönelik olarak doldurulması gereken Cinsel Saldırı Muayene Formu' da düzenlenmedi.

Bu ara İzmir'de bulunan Alman Başkonsolosluğu 22.10.2002 tarihinde faksla İzmir 1 No' lu F Tipi Cezaevi Müdürlüğü'nden Alman vatandaşı olan Mehmet Desde'nin işkence ve kötü muamele görüp görmediğinin tarafsız bir kuruluş tarafından, örneğin Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi tarafından tıbbi muayenesi yapılarak bu konudaki kuşkuların giderilmesini talep etti.

Cezaevi müdürlüğünce "konu kurumumuz yetkisinde olmadığından" denilmek suretiyle 23.10.2002 tarihinde İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'na söz konusu talep hakkında bilgi verir. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı, 25.10.2002 tarihinde Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü'ne başvurarak, ne şekilde hareket etmeleri gerektiği konusunda bilgi ister. Oradan 30.10.2002 tarihli yazı ile Alman Konsolosluğunun söz konusu faksının suç ihbarı niteliği taşımakta olduğu belirtilerek "suç ihbarları hakkında Cumhuriyet Başsavcılığınızca ne şekilde işlem yapılıyor ise aynı şekilde işlem yapılması konusunda gereğinin" yapılması bildirilir. Bunun üzerine İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca 31.10.2002 tarih, 2002/43882 hazırlık numarasıyla yeni bir hazırlık soruşturması başlatılır. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca 06.02.2003 tarihinde Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine Mehmet Desde' nin sevkı sağlanarak, tıbbi muayenesi yapılır. Yapılan muayene sonucunda, 11.03.2003 gün ve B.30.2.EGE.0.111.02.00/76 sayılı rapor tanzim edilir. İş bu raporun sonuç kısmında:

a- Mehmet Desde'nin beyanlarında belirtilen fiziksel şiddet nedeniyle oluşmuş bulguya rastlanmadığı, ancak aradan geçen zaman göz önüne alınarak, bulgu oluşmuş olsaydı bile kaybolmuş olabileceği, batın sol ön alt kısmındaki iyileşmiş yara nedbesinin yaranın özelliklerinin kaybolması nedeniyle, ne ile ve ne zaman oluştuğunu söylemenin tıbben mümkün olmadığı,

b- Şahsın psikiyatrik muayenesinde saptanan "major depresif bozukluk+posttravmatik stres bozukluğu" bulgularının şahsın anlattığı olay ile ilişkili olabileceği"nden bahsedilir.

Bunun dışında İzmir Tabip Odası tarafından Mehmet Desde'nin muayeneleri yapılarak, 21.07.2003 tarihli 03-2104-11 numaralı 15 sayfadan oluşan bir rapor düzenlendi. Bu raporun sonuç bölümünde:

"Mehmet Desde'nin gözaltında bulunduğu süre içerisinde yaşadığı ve maruz kaldığı uygulamalara ilişkin anlatmış olduğu öykü; gözaltı süreçleri sonrasındaki fiziksel ve ruhsal yakınmalarına ilişkin vermiş olduğu anamnez, bu anamneze uygunluk gösteren psikiyatri, dahiliye, genel cerrahi konsültasyonlarındaki bulgu ve sonuçlar, yapılan ortopedi, nöroloji konsültasyonlar ve diğer radyolojik labaratuvar değerlendirmeleri birbiriyle ve kişinin gözaltında işkence gördüğüne ilişkin vermiş olduğu öykü ile tümüyle uyumlu bulunmuştur. Tüm veriler bir bütünlük içinde ve bir arada ele alındığında kişinin gözaltında bulunduğu süre içerisinde insan eliyle oluşturulmuş fiziksel ve ruhsal travmaya maruz kaldığı kanaatine varıldığı" belirtilir.

Bu raporlar İzmir 1 No' lu DGM' ne karar vermeden önce sunulduysa da mahkeme heyeti bu raporları hiç dikkate almadı, ancak İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı bu kez İzmir Emniyet Müdürlüğü'nde görev yapan dört polis memuru hakkında TCK 243 maddesinden dava açma gereğini hissetti. Bu dava 2 Ekim 2003 tarihinde saat 09.40' da İzmir 7. Ağır Ceza Mahkemesinde başlayacaktı, ancak sanıklar gelmediğinden saat 13.30' a alındı. Mehmet Desde'ye Bozyaka Terörle Mücadele Şubesinde 9 ile 13 Temmuz 2002 tarihleri arasında işkence yaptıkları iddiasıyla yargılanan dönemin İzmir Emniyet Terörle Mücadele Şube Müdürü Muhteşem Çavuşoğlu, (şu anda Aydın Emniyet Müdür Yardımcısı) Mesut Angı, Alim Erçetin ve Hürriyet Gündüz isimli polis memurları saat 13.30'da hazır değillerdi. Saat 14.30' da sanıksız açılan duruşmada mağdur Mehmet Desde 7 sayfalık bir dilekçe ile kendisine yapılan işkenceleri ayrıntılı bir şekilde anlattıktan sonra duruşma 31 Ekim 2003 tarihi, saat 10'a ertelendi.

Yapılan birkaç duruşmadan sonra 22.12.2004 tarihinde delil yetersizlik nedeniyle polis memurlar beraat etti. Temmuz 2006 itibarıyla temyiz konusunda herhangi bir bilgi yok.

Son durum (Temmuz 2006 itibariyla)

En son 16 Mart 2006 tarihinde verilen kararla Mehmet Desde ile Mehmet Bakır'a yurtdışına çıkmaları karar kesinleşinceye kadar yasaklanmış oldu. Karardan sonra Mehmet Desde bir basın açıklamasını yaptı.

İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesi'nin, 12.10.2004 tarihinde verdiği mahkumiyet kararını avukatım aracılığıyla temyiz ettim. Dosya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arşivinde 12 ay bekletildikten sonra, İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesi'ne geri gönderildi. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, dosyayı incelemeden değişen yasalar gereği "lehe kanun hükümlerinin uygulanması yönünde mahkemesince" yeniden değerlendirme yapmasını istiyordu.

16 Mart 2006 tarihinde, İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesi'nde duruşma yapıldı. Duruşmayı, İzmir Almanya Başkonsolosluğu, Pro Asyl Almanya, Almanya Verdi Sendikası, İnsan Hakları Vakfı ve İnsan Hakları Derneği'nden temsilciler izledi.

Yapılan yargılamada, savcı mütalaasında yapılan değişiklikleri dikkate alarak ben ve diğer tüm sanıklar hakkında beraat talebinde bulundu. Ancak, mahkeme heyeti gerek beraat istemli savcılık mütalaasına ve gerekse savunmalarımıza itibar etmeyerek, ben ve diğer tüm sanıklar hakkında yeniden mahkumiyet kararı verdi. Mahkeme, "yasadışı örgüte üye" olduğumuz iddiası ile, ben ve diğer sanıklar Maksut Karadağ, Hüseyin Habib Taşkın, Şeraffettin Parmak ve Mehmet Bakır hakkında 2 yıl 6 ay hapis ve 1.666'er YTL para cezası verdi. Ayrıca ben ve Mehmet Bakır hakkında "hüküm kesinleşinceye kadar" yurtdışı çıkış yasağının devamına karar verdi. Diğer sanıklar Metin Özgünay, Ömer Güner ve Ergun Yıldırım'a ise 10'ar ay hapis, 833'er YTL adli para cezası verildi.

Mahkemenin bu kararı, hukuk ve mevcut yasal düzenlemelerle ilgisi olmayan siyasi bir karardır. Mahkemenin adil bir yargılama yapmadığı, tarafsız davranmadığı, hukuka uygun karar vermediği vb. yaşadığım bu dava sürecinde görüyor ve yaşıyorum. Bu dava İzmir DGM'de başlamıştır. Başından beri yargılamayı yapan aynı heyettir. DGM'nin sadece ismi değiştirilmiştir. İzmir DGM'nin yeni adı, İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesi'dir. Mahkemenin sadece ismi ve binası değişmiştir. Daha önce bize ceza veren aynı heyet, farklı binada ve farklı salonda bize yeniden ceza veriyor. Mahkeme Heyeti, dosyada ki delilleri incelemeden, okumadan, polis fezlekesinde yazılanlara göre karar vermektedir. Mahkemenin kararı, Avrupa Birliği'ne uyum sürecinde çıkan yasal düzenlemelerin içeriğine aykırı bir karardır. Bu karar ile bir kez daha görüldü ki, DGM'lerin tabelasının değişmesi yetmiyor; içeriğinin ve bu işin yürütücülerinin de zihniyetinin değişmesi gerekiyor. Esasında değişen bir şeyin olmadığını bu karar ile pratikte bir kez daha görmüş olduk.

Ben ve dosyanın diğer sanığı, Mehmet Bakır hakkında mahkumiyet kararı kesinleşmeden özgürlüğümüz kısıtlanmaktadır. Türkiye'de zorunlu ikamete tabi tutulmak, özgürlüğümüze ağır bir müdahaledir. Bir yargılamanın adil olabilmesi için, yargılamanın makul bir sürede bitirilmesi gerekir. 4 yıldan beri bizlere sanık sıfatı verilerek, dava sürüncemede bırakılmakta ve kişilik haklarımız ihlal edilmektedir. Türkiye'de zorunlu ikamete tabi tutulmamız bir yargılama önlemi olmaktan çıkıp cezaya dönüşmüştür. Zorunlu ikametin devam ettirilmesi, öznel koşullarımız dikkate alındığında, yasalarda adı konulmamış bir cezadır. Bu uygulamanın evrensel hukuk kuralları ile bir ilgisinin olmadığı açık ve nettir.

Sonuç olarak, yukarda izah etmeye çalıştığım gibi, en temel insan haklarının ihlal edildiği ve özgürlüğümden alıkonulduğum açıkça ortadadır. Ben bu ülkede 44 aydan beri hukuk mücadelesi yürütüyorum. Yaşamımı sürdürdüğüm ve vatandaşı olduğum ülkeye gitmeme izin verilmiyor. Şimdi dosya yeniden Yargıtay'a gidecektir. Bu sürecin daha ne kadar süreceği belli değildir. Bu zaman içerisinde bu ülkede rehin tutulma durumum sürecektir. Susmayacağım, bu hukuksuzlukları basına ve kamuoyuna anlatmaya devam edeceğim. 17.03.2006

Kişisel araçlar
Ad alanları
Türevler
Eylemler
Diller
Yazdır/dışa aktar
Araçlar